ÇOK ÇİRKİN ADAMLAR TANIDIM NECATİ BEY!

Ekrem Arpak
ABONE OL


Zemheri bir soğuk ve burnu sızlatan ayazın eteklerine tutunmuş, deli bir yağmur yağıyor İstanbul'un üzerine. Her damlası keskin bir yumruk gibi vuruyor yüzüme. Benimse üzerimde yırtık, eski püskü, hâkî bir parka, ayaklarımda altı delik spor ayakkabılar.

Olsun, sabahın köründe çıkmışım yola ve bu yolun sonu akşam karanlığına varmadan; günlük, üç beş kuruş yevmiye kazanabileceğim bir iş bulmalıyım. Lanet bir, kahreden zamanlar yani...

Sarıgazi'den 13 kilometre tepmişim, yol boyu önüme gelen dükkanlarda iş ararken. Dizlerim ağrımakta, ayak parmaklarım su çeken ayakkabılar içinde morarmış, sızlamakta.
İş bulmalıyım iş... 2 küçük yavrum aş beklemekte. Akşam vakti, yarısından fazlası su olan mercimek çorbasına katık edecek 2 ekmek almak için iş bulmalıyım...

Karnım aç, saatler öğle 14'ü gösteriyor. Gözlerim kararmakta artık derken lüks bir araba yanaşıyor yamacıma.

-Ekrem Abi, atla şu arabaya! Diyor direksiyon başındaki genç adam. Otuzlu yaşlarda, kirli sakallı, bana hayli yabancı. Gel gör ki; hayır demeye takatim yok.

Üsküdar'ı es geçip Kadıköy'e kırarken direksiyonu, hatırlatmakta kendini.

-Ekrem Abi, Ufuk ben. Hatırlamadın mı?

Vay vay vay. 15 yıl öncesinde,  Kadıköy'deki bir ocak başında ben şef garson, o benim komim. Vay vay vay Ufuk'um. O üstü başı yırtık, ayakkabısı delik, sokaktaki çocuk büyümüşte, kocaman adam olmuş.

Karslı Ufuk kardeşim. Taşı, toprağı altın deyi evden kaçıp İstanbul'a gelmiş. Bizimde komiye ihtiyacımız var. Nedense ilk görüşte işe almışım fakat üç günde bir sabah 00'9'da ben açıyorum ocak başını, bizim Ufuk kapı girişinde kıvrılmış, uyuklamakta. Az biraz üzerine gidince anlıyorum ki, sokakta yatmakta. Bulursa arada bir eski bir inşaatta. Sorgusuz sualsiz eve almışım. 4 ay evladım gibi bende kalmıştı.

Unutmadığı ve anlatırken gözlerinin dolduğu hatıramız: Ben o zamanlar Samsun sigarası içmekteyim. Bunun da sigara kullandığını ama parasızlıktan izmarit içtiğinde görünce, 2 yıl boyunca paketimi ortadan ikiye bölüp paylaşmışım.

Neyse, içeri girer girmez bedenimin ısındığı bir lokantada devam ediyor sohbetimiz. Yemekler geliyor, açlıktan kararmış gözlerime ışık, dizlerime derman geliyor lakin, hava yavaş yavaş kararmakta ve evimde ekmek yok. Haydi onu geçtim; Kadıköy'den Sarıgazi'ye yürümem gerek ve bu 6 saat demek.

Ufuk oturduğumuz lokanta gibi 3 lokanta daha işlettiğini, ailesini ve kardeşlerini de yanına aldığını anlatıyor ve ekliyor:

- Bugün bunları başardıysam, sayende Ekrem Abi.
Bana bakarken hüzün bulutları dadanıyor kirpik uçlarına ama hallerimi hiç sormuyor. Bir ara lavaboya gidip döndüm. ''Haydi seni eve bırakayım'' demesiyle kendime geldim. Öyle ya, hiç olmasa kuyumcular kapanmadan alyansımı satacak ve evdekilere ekmek hatta çorba dışında bir şeyler alacağım.

Dediğini yaptı ve beni eve bıraktı. O uzaklaşırken kuyumcuya doğru hareket ederken elimi cebime attım. Cebimde ortadan ikiye bölünmüş bir Samsun sigara paketi, içi benim birikmiş 10-11 yıllık kiramı karşılayacak kadar para ve kısa bir not:

-Ekrem Abi, zaten işi senden öğrenmiştim. Yarından itibaren Kadıköy'deki lokantanın patronu sensin. Yevmiyeni de sen belirle, haddime değil. İyi ki varsın...

NE ADAMLAR TANIDIM!

Halden anlamak meselesi yani. Ektiğini biçmektir benimki ve bu gece sizlere yaşamı boyunca memleketinin topraklarına sevgiyi, dostluğu, paylaşmayı, kardeşliği, onurlu durmayı, vefayı eken bir adamı anlatmak istedim.

Makamları üzerinden evlatlarına, kardeşlerine, eşlerine ihale alan, torpil yapan nice Urfalı tanıdım ben...

Bir cami üzerinden bile cebine haram para koyan sözde Önderli, milli görüşçü, muhafazakâr zırtolar tanıdım...

Şanlıurfa Siyaset Raporu adı altında kendi partisinden BŞ Belediye başkanı, il başkanı, kurum müdürleri, encümenleri, başkan yardımcılarının karakterlerine, özellerine nice iftiralar sıralarken, çoğu akşam eşini, çocuklarını evde bırakıp Nizip'te doktorla haşne fişne yapan zırtolar tanıdım...

Makama gelmek için alçakça video algısı yaratıp, Ak Parti Genel Merkezine haktan, hukuktan, adaletten dem vurup; kardeşleri, abilerini Urfa'nın en kritik noktalarına yerleştirerek şehri sömüren tırrolar tanıdım...

Kerooo; benim için modern soyguncu mesajını atmanın hesabını sana sormasam Hore'nin Oğlu demesinler ve işte böyle çakallar tanıdım.

Lise diplomasını çok sevdiğim bir siyasetçi ağabeyim sayesinde alıp, isminin önüne Dr. Yazdıran cahillerden tutun da sahte imza ile prof unvanı alanlar tanıdım Urfa'da...
Urfa siyasetinde, bürokrasisinde durum içler acısı yani. Bu şehrin kanını emen çok boş adam tanıdım evet...

Belki o yüzdendir bu şehrin iki değerli valisi Ankara'da ŞURKAV şube başkanlığına atayacakları Urfalı bulamadı da biri Cengiz Aksan'ı Mardin'den getirip atadı diğeri mütevelli heyeti üyesi olmadığı halde, ŞURKAV şube başkanlığını devam ettirdi. Sırtını ŞURKAV'a dayayıp şehri dizayn etmeye kalkan hadsiz adamlar tanıdım.

Siyasetçiye kadın pazarlayandan tutun da onlarla ortak gazete çıkaran, şantajla kızını, eşini, oğlunu, sevgilisini işe koyan, işe gitmeden maaş alan sözde gazeteciler de tanıdım.
Bana El Profesör diyerek ekmeğime el uzatırken, bu şehrin gerçek ve kendilerine ağır hakaretlerde bulunan fake sayfa adminlerini, eleştiri tweeti atan eski yeni encümenlerin evlatlarını, kardeşlerini veya muhalefet il başkanlarının adamlarını işe alanları tanıdım.
Gazeteciye belediye teki gelmemiş maske ihalesi verenleri de tanıdım, komisyon vereni de...

Ama tükürdüğümün düzeninde çoook az adam gibi adam tanıdım Urfa'da be...

BİR GÜZEL ADAM!


Evet, adam gibi adam çok az çıktı karşıma ve bunlardan birisi de Necati Demirkol'dür.
İnanmazsınız ama o da Şanlıurfalı... Bugün ortalıkta gezip vizyoner, hayırsever, entelektüel iş insanıyım diye gezinen ama ya siyaset arenasında makam ya ihale peşinde koşan çoğundan çok daha güzel bir adam.

HALDEN ANLAMAK!


Bu şehirde ve sonu bir avuç toprak olan bu fani dünyada yoksulun, çaresizin, fakirin, yetimin halinden anlamak için ille de makam sahibi, vakıf başkanı, holding sahibi, sanayici olmaya gerek yok ki...

Haydi halden anladın, reklam ize edip o garibanları deşifre ederek, üzerek, inciterek ve sırtlarına basıp ihale almaya, vekil olmaya gerek yok ki...

Halden anlamak, sokakta kalmış körpe bir genci evine almaktır mesela. Cigaranı ortadan ikiye bölmek, sofrana bir tabak daha koyabilmektir. Bu söylediklerim benim gibi gariban adamların yapabileceği halden anlamalardan ibarettir. Bir de 20 milyonluk arabalara binip, dezavantajlı öğrencilere ayda 250 lira burs vermeyi kahramanlık sanmak var ya, deli oluyorum işte.


Oysa halden anlamak, kimseler duymadan o çocukların geleceklerine umut ışığı, midelerine sıcak bir çorba, sırtlarına yeni urbalar alabilmektir.

Necati Demirkol işte böyle güzel bir adam. Sahi, Ankara tanıtım günlerinde belki 300-500 öğrenciye birkaç ay burs sağlanacak diye başkenti ayağa kaldırdık.


Konserler, stantlar, dolup taşan oteller... Lüks mekanlarda yenen yemekler...
Sözüm yanlış anlaşımasın sakin. Elbette o öğrenciler için taşın altına elini koyan başta Kemal Alataş Paşamız, Veysel Oruç, Maruf Güneş, Halil Bağıban olmak üzere emeği geçen herkese kalben teşekkür ettik, alkışladık hatta Ekrem Arpak olarak 25 bin lira zarar edip bir de belgeselini çektik ama siz bundan sadece birkaç gün önce Necati Demirkol'un Şanlıurfa'da Özel Gereksinimli Çocukların eğitim alacakları bir okul yaptırdığını duydunuz mu?

Sahi, Necati Demirkol'un Şanlıurfa eğitimine ve hallerinden anladığı, hallerine ağladığı binlerce çocuk için kaç okul yaptırdığını, kaç yüzlercesine burs verdiğinin rakamlarını reklam panolarında, tanıtım günlerinde dilinden duydunuz mu?


Merhum ninesinin anısına yaptırdığı ve 30 bölümden oluşan okulun bölgede bir ilk olduğunu duydunuz mu? Kaçımız kaleme aldık kaçımız alkışladık?

Yapmayız zira Necati Demirkol yüreğinden o çocuklar için toprağa düşen ve yarınlara ışık tutacak okul temeli olan bağışını reklama dökmek için gazetecilerin uçak paralarını vermedi, otellerde yatırıp ceplerine zarf içinde para dağıtmadı...

Evet, bölgede ilk olan okul, idari birimlerle birlikte 30 bölümden oluşuyor. Bunların 20 tanesi sınıf olarak kullanılırken, 10 tanesi ise idari personel ve sosyal aktivite alanları olarak tasarlanmış. Asansör de dahil olmak üzere her ayrıntının titizlikle düşünüldüğü okulda toplam 145 öğrenci eğitim görecek.

Düşünün; belki de yarı aç, açıkta veya yoksul anne babaların çocukları oldukları için yaşamları boyunca toplumun dışlayacağı tam 145 özel gereksinimli çocuk eğitim alacak.
Bu yıl eğitime başlayan okulun açılışını hayırsever iş adamı Necati Demirkol ile birlikte Eyyübiye Kaymakamı Kudret Kurnaz, İlçe Milli Eğitim Müdürü Ahmet Demir ve okul yöneticileri yapmış. Yani, basına şov yapılacak diye ünlü sanatçılar, milletvekilleri, bakanlar davet edilmemiş. 350 liralık aylık burs müjdesi için 3 milyonluk masraf gitmemiş...

Ailelerin de katıldığı okuldaki ilk eğitim gününde konuşan Kaymakam Kurnaz, okulun yapılmasında büyük emekleri olan hayırsever iş adamı Necati Demirkol'a teşekkür etmiş, vefa göstermiş ve ne garip ki, o kocaman adam, Necati Demirkol'un en büyük mutluluğu manşet olmak değil, torunu olmaktan gurur duyduğu ninesinin adını yaşatırken, her yıl yüzlerce çocuğun yüzüne gülüşleri takacak olmanın onuru yetmiş.
Yetmemiş,


-Şanlıurfa'ya her zaman hizmet edeceğiz! Demiş Demirkol. Kimse de dememiş ki;
-Yahu Necati Demirkol; Türkiye Jokey Kulübünden, Galatasaray'da iken ülke basketboluna yaptığın hizmetler de var ve sen sadece Urfa'ya değil, ülkemize hizmet ettin güzel adam...
Demeyiz, demeyeceğiz zira Necati Demirkol halden anlamış düşenin. Bir annenin üstü boş sofrada aç kalan yavrusuna döktüğü gözyaşlarının tek bir damlasını durdurmak onun için milletvekilliğinden, belediye bakanlıklarından daha değerli olmuş.


Çocuklara baba olmak yetmemiş,
-Şanlıurfa benim memleketim. Buraya hizmet etmeye devam edeceğiz. Burada ticaretlerimiz, ziraatımız var. Allah kurum yöneticilerimize yardımcı olsun. Onları biraz desteklersek, rahat bırakırsak ve liyakati öne çıkarırsak Şanlıurfa eğitimde laik olduğu yere gelecek... Sözleriyle duruşunu ortaya koymuş, ben Urfalıyım demiş.


Necati Demirkol'ü ve Necatileri birkaç sayfalık satırla anlatmak mümkün değil işte. Ama şükürler olsun ki, memleketimde böyle güzel insanlar gördüm.
Gecenin orta yerinde bugüne kadar gördüğüm çirkinlerden sonra, yüreği, duruşu, nezaketi, vizyonu ile ben Necati Demirkol'ü gördüm. İyi ki varsın ne diyeyim...